Geçmişi yakalamak uğruna, geleceği kaybetmek!

Geçmişi yakalamak uğruna, geleceği kaybetmek!

Doç. Dr. Hüseyin Odabaş
odabashuseyin@gmail.com

Bizdeki kafa yapısı acayiptir. Arşivler söz konusu olunca herkesin irkildiğini, ‘önemilidir babam’ dediğini duyarsınız da nedir önemi diye sorduğunuzda üç kelam bile edemez, çakılır kalır. Önce sevinir sonra ağlarsınız.

Arşiv dendiğinde Türk insanının ‘önemlidir abi, korumalıyız’, arşivci dendiğinde ‘güvenilir adamlar’ şeklinde tanımlamalar yapmasını takdire şayan bir değerlendirme olarak görebiliriz. Ancak bu tanımda bilinç altına yönelik yanlış ve eksik bir birikim içinde oldukları bir gerçektir. Yani tanımla birlikte kendilerini açığa vurduklarını görebilmekteyiz. Arşiv dendiğinde kamu bürokrasisi içinde halen Osmanlı arşivleri, arşivci denildiğinde de eski Türkçe belgeleri okuyabilen kişiler akla geliyorsa ki geliyor, bu iki kavramın anlatılmak istenileni karşılamadığı çok açıktır. Oysa arşiv, belli bir döneme bağlı ve bağımlı olan bir kavram değildir. Dolayısıyla arşivci de belli dönem belgeleri ile muhatap değildir. Diğer bir ifade ile arşivci yalnızca eski Türkçe okuma becerisine sahip bir profesyonel değildir.

Arşiv, bir gün, beş gün, bir ay, on ay, beş yıl, altmış yıl, yüz yıl, beş yüz yıl, üç bin yıl ile sınırlandırmaksızın, üretilen belgenin korunduğu kurumu ifade eder. Diğer bir deyişle ne zaman üretildiğine bakılmaksızın belgenin saklandığı ortamları ifade eder.

Oysa Türkiye’de gerek halk nazarında, gerek akademik ortamlarda, gerekse bürokratik kademelerde arşiv ile tarih olgusu yan yana getirilmekte ve bütün kendini açığa vurmalarda bu iki olgunun zihinlerde ayrılmaz bir bütün şeklinde algılandığı görülmektedir. Dolayısıyla arşivlere sürekli tek gözle bakılmakta, ona yönelik politikaların yanlı biçimde uygulandığı görülmektedir. Böyle olunca da kamu yönetimi içinde eski belgelerin depolandığı ortamların arşiv olarak tanımlanması son derece doğal bir anlatım biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa zaman mefhumundan bağımsız düşündüğümüzde henüz dün üretilen belgenin depolandığı yer de arşivdir. Hatta dün üretilen belge bir ses dosyası bile olsa, onun saklandığı yer ya da ortam da arşivdir. Tarih olgusu ile birleştirdiğimizde bir hafta önce üretilen bir belgeyi saklamak için arşiv kurumuna göndermek doğru olmaz. Hele hele tarih olgusu ile birleştirdiğimizde TRT kurumunun son bir yıllık müzik eserlerini depoladığımız ortamları nasıl olur da arşiv kavramı ile açıklarız.

O halde ya ‘arşiv’ ve ‘arşivci’ kavramlarından anladığımız yargıyı değiştirmeliyiz, ya da bu iki kavrama alternatif üretmeliyiz.

Algı yanılmasının neden olduğu çarpıcı ve vahim sonuçlardan birini ulusal arşiv kurumumuz olan Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (DAGM) üzerinde izah etmeye çalışalım. DAGM, Türkiye’de kamu kuruluşlarınca üretilen belgelerin belli süreler sonunda toplanması ve araştırmacıların hizmetine sunulması amacına yönelik hizmet üretmektedir. Fransız ihtilalinden bu yana batı ülkelernde, her kurum üretilen (istisnalar dışında) belgelerin yararlı olabilecek olanları belli saklama sürelerinin sonunda ulusal arşivlere devredilir. Bizde de uzun yıllardır bu durum tatbik edilmektedir.

Ancak kabaca son yirmi yıldır elektronik belge olgusu ile karşı karşıya kalan dünyada yüzyıllardır sürdürülen sistemin doğruluğu konusunda kuşkular uyanmış, özellikle teknolojik eskime tehdidi nedeniyle elektronik belge olgusuna yönelik bir takım çözüm yöntemlerinin arayışına gidilmeye başlanmıştır. Her ülkenin ulusal arşivi, arşivlerde günümüze kadar biriken belgelerin idaresi görevine ek olarak elektronik belgelerin yönetimi, muhfazası, teknolojik eskimeye karşı korunması, bulut bilişim ortamlarında kullanımı gibi pek çok konu üzerinde çözümler üretmeye çalışmaktadır. Örneğin Avustralya Ulusal Arşiv Kurumu’nun web sitesi ziyaret edildiğinde kurumun bu konuda ayrıntılı çözümler ürettiği görülebilmektedir. Dijital belgelerin yapısı, özellikleri, yönetimi, saklanması, dağıtımı, belge yönetimi yazılımlarının sahip olması gereken özelliklerden, kurumların hangi modellerden yararlanarak elektronik belgeleri yönetmesi gerektiğine kadar pek çok hususta yayın, kılavuz ve yönlendirmelere yer verilmektedir (Yayın ve dokümanlar). İngiltere, ABD, Kanada gibi diğer gelişmiş devletlerin ulusal arşivlerinin de benzer çözümler geliştirdiğini bilmekteyiz.

Ne yazık ki DAGM’nün bu konuda henüz bir çalışması bile bulunmamaktadır (Yayın listesi). Çünkü DAGM, tarih ve arşiv kavramlarının ayrılmaz bir bütün oluşturduğu algısının hakim olduğu bir devlet yönetimi tarafından yönetilmektedir. Kurumun son yıllarda çoğu idarecilerinin üniversitelerin tarih bölümü mensupları arasından seçilmesi, bu durumu doğrulayan en önemli saptamadır. Elektronik veya dijital adıyla herhangi bir rehber, kılavuz, el kitabı ya da eser yayımlayamamış olması ne yazık ki acı bir Türkiye klasiğidir.

Aynı zamanda son yıllarda kurumun sınavlar sonucunda aldığı BÜTÜN personeli, eski Türkçe ile sınava tabi tuttuğu bilinen bir gerçektir. Örneğin kurumda 2014 yılında toplam 100 personel alımı için bir sınav yapılmıştır. Söz konusu personelin büyük bölümü kurumun Osmanlı Arşivleri biriminde çalıştırılmak üzere alınmıştır. Bu adaylar içinde bilgi ve belge yönetimi formasyonuna sahip on aday için de ayrı bir müracaat hakkı tanınmıştır. Osmanlı arşivlerinde çalıştırılacak adayların eski Türkçe bilmeleri gerekli bir durumdur. Ancak bilgi ve belge yönetimi bölümünden mezun olan adayların eski Türkçe ile sınava tabi tutulması, arşiv algısının tarih olgusu ile ayrılmaz bir bütün olarak düşünüldüğünün güçlü bir göstergesidir. Üstelik bu on kişinin sadece yedisi sınavdan başarılı olarak kurumda çalışmaya hak kazanmaktadır.

Burada üzerinde durulması gereken husus geçmişi kurtarırken, acaba geleceği riske mi atıyoruz kuşkusudur! Keşke geçmişi kurtarmak uğuruna harcanan çabanın çok az bir kısmı günümüzde üretilen belgelerin sağlıklı şekilde gelecek kuşaklara aktarılması konusunda da harcanabilseydi. Cumhuriyetten günümüze kamu kuruluşlarının ürettiği belgelerin günümüz kamu arşivlerindeki durumunu bildiğimiz halde, bunların yönetimi konusunda çok ciddi sorunlar yaşarken; günümüzde üretilen dijital/elektronik belgeleri geleceğin arşivlerinde sorunsuz şekilde hizmete sunabilmek için politikalar geliştiremezken neden illa da SADECE 1900’lu yılların öncesine odaklanır bu kurum?

About Hüseyin Odabaş

1973 yılında Artvin’de doğan Hüseyin Odabaş, 1996 yılında Ankara Üniversitesi Arşivcilik Anabilim Dalı’ndan mezun oldu. 2000 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kütüphanecilik Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programını bitirdi. 07.09.2006-10.07.2007 tarihleri arasında Endonezya Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen Darmasiswa Programı çerçevesince Universitas Sebelas Maret (Endonezya)’te Endonezya Dili eğitimi gördü. 2007 yılında aynı Enstitü’nün Bilgi ve Belge Yönetimi Anabilim Dalı’nda “Elektronik Belge Yönetimi ve Kamu Kurum ve Kuruluşları” adlı tezi ile doktora öğrenimini tamamladı. 11 Ocak 2008 tarihinde Atatürk Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümüne yardımcı doçent olarak atandı. 24 Mart 2011 tarihinde Doçent unvanını almaya hak kazandı.
Bu yazı Elektronik Arşivler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Geçmişi yakalamak uğruna, geleceği kaybetmek! için 2 cevap

  1. Ayhan Apaydın dedi ki:

    Hocam başarılarınızın devamını diliyor sizin ve diğer hocalarımızın çalışmalarınızla bu mesleğin önünü açacağnıza inanıyorum. yolunuz açık olsun herşeyin en güzeli sizlerle olsun.

  2. Baymak servisi dedi ki:

    Hüseyin kardeşim başarılarının devamını diliyorum bol şanslar olsun sana.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s